Sonbaharda Bolu Dağı: Sisli Sabahların Sarı Sofrası
> Bazı mevsimler renkten önce kokuyla gelir. Sonbahar, ıslak yaprağın kokusuyla başlar.
Yaz, Bolu Dağı'nda uzun sürmez. Eylül'ün son haftası geldiğinde kayın ağaçlarının uçlarında bir sararma fark edilir — önce tek tük, sonra bütün yamaç. Ekim'e girdiğinizde dağ artık yeşil değildir. 1.300 metre rakımdaki bu geçit, kayın ve meşe ormanlarıyla kaplı olduğu için, sonbahar burada İstanbul'dan yaklaşık iki hafta önce gelir. Şehir hâlâ yazı bırakmamışken Bolu Dağı çoktan rengini değiştirmiştir.
Bu yazı, dağın o kısa ama yoğun mevsimini — sonbaharı — ve onun ayrılmaz iki yoldaşını anlatıyor: sis ve sıcak bir sofra.
§ Sabahın İlk İki Saati Sise Aittir
Sonbaharda Bolu Dağı'na erken çıkmanın bir ödülü vardır. Ekim ve Kasım sabahlarında, kabaca 07.00 ile 09.00 arası, sis ormanın arasından süzülür. Gece soğuyan toprak, gündüzün nemiyle buluşunca vadinin üstünde ince bir tabaka oluşturur. Bu tabaka durağan değildir; yavaşça kıpırdar, çamların gövdelerini bir açar bir kapatır.
Bakacak mevkiinden vadiye bakarsanız, 180 derecelik bir manzaranın sisle dolup boşaldığını görürsünüz. Sis, sabahın ilerleyen saatlerinde dağılır — ama o iki saat, dağın en sessiz, en kapalı, en kendi hâlinde olduğu zamandır. Kahvaltı masasına oturmak için en doğru an da budur. Buğusu tüten bir bardak çayla, dağılmakta olan sisi izlemek; bu, sonbaharın size verdiği şeydir.
§ Ekim, Rengin Doruğu
Sonbaharın takvimi dağda nettir.
Sıcaklık da bu takvime eşlik eder. Ekim'de gündüz 12-18 derece, gece 4-8 dereceye iner. Kasım'da gündüz 6-12, gece sıfıra yaklaşır. Bolu Dağı'nda sonbahar havası aldatıcıdır: güneşteyken 18 derece olan hava, gölgeye geçince 10 dereceyi gösterir. Bu yüzden sonbaharda dağa çıkarken katmanlı giyinmek — çıkarıp giyebileceğiniz bir hırka — tek akıllı seçimdir.
§ Sarı Manzara, Sıcak Tabak
Sonbaharın kahvaltıyla ilişkisi tesadüf değil. Soğuyan havayla birlikte sofradaki sıcak unsurlar öne çıkar. Yazın gölgede serinleten serpme kahvaltı, sonbaharda ocağın yanında ısıtan bir şeye dönüşür.
Tava hâlâ cızırdayan kuymak, sacdan yeni kalkmış gözleme, demi koyu çay — bunlar her mevsim sofrada olur, ama sonbaharda anlamları değişir. Avucunuza aldığınız ince belli bardak, gecenin dağdan henüz çekilmemiş soğuğunu eritir. Tereyağı, soğuk havada daha geç erir, daha uzun lezzet verir. Sıcak bal, kavanozdan ağır akar.
Pencereden ya da masanın yanından sararmış ormana bakarken sıcak bir tabağa kaşık daldırmak — sonbaharın Bolu Dağı'nda sunduğu denge budur. Dışarısı serin ve sarı, içerisi sıcak ve doyurucu.
§ Altın Saat, İki Kez
Fotoğraf çekenler bilir: sonbaharda Bolu Dağı'nın iki altın saati vardır. Sabah 06.30-08.00 arası, alçaktan vuran güneş yaprakları arkadan aydınlatır ve sarı tonlar adeta içeriden parlar. Aynı ışık, sisle birleştiğinde manzaraya derinlik katar.
Ama altın saat sadece fotoğraf için değil. O ışık, kahvaltı masasında çayın rengini, balın parlaklığını, tereyağının sarısını da değiştirir. Sonbaharda erken kalkmak, hem manzarayı hem sofrayı bu ışıkla görmek demektir. Geç kalkan, dağın en güzel iki saatini kaçırır.
§ Kısa Ama Tam Bir Mevsim
Bolu Dağı'nda sonbahar, takvimde belki altı hafta sürer. Eylül'ün son günlerinden Kasım ortasına kadar. Bu kısalık, mevsimi değerli yapar. Yaz kalabalığı çekilmiş, kış henüz gelmemiştir. Dağ, bu aralıkta kendine en çok benzediği hâlindedir: sessiz, sarı, sisli.
Mevsimlerin dağdaki sofraya etkisini daha geniş merak ediyorsanız, Bolu Dağı kahvaltısında mevsimler yazısı dört mevsimi birlikte ele alıyor. Sabahın o ilk saatlerinde dağın nasıl uyandığını ise sabaha karşı Bolu Dağı yazısında anlattık.
Ama özet şu: Bir sonbahar sabahı, sis henüz dağılmamışken Bolu Dağı'nda bir kahvaltı masasına oturduysanız, o mevsimi anlamışsınız demektir. Geri kalan her şey detay.
> Sonbahar acele etmez. Sis gibi gelir, sis gibi çekilir — ama gittiğinde geride sararmış bir hatıra bırakır.
Sofra Notu
Bolu Dağı'nda sabah sofrası arıyorsan, İbrahim'in Yeri Bakacak mevkiinde 1989'dan beri açık. Klasiklerden.