Abant Kahvaltısı: Bir Sabahın Anatomisi
> Bir sabahı anlatmak için onu parçalara ayırmak gerekiyor: yol, sis, masa, sessizlik.
Saat beş buçukta çıktım. Şehir hâlâ uykudayken otoyola çıkmanın kendine has bir hissi var; sanki günü herkesten önce açıyorsunuz. Abant Sapağı'na vardığımda gökyüzü griyle mavi arasında kararsızdı. Sapaktan sonra yol değişir. Otoyolun düz, kayıtsız asfaltı biter; yerine çam ormanının içinden kıvrılan dar bir şerit gelir.
Yol: Yirmi İki Kilometre Yukarı
Abant Sapağı'ndan göle kadar yaklaşık yirmi iki kilometre var ve bu mesafenin tamamı tırmanış. Yol asfalt, ama dar. İki araç yan yana geçerken ikisi de yavaşlamak zorunda.
Bu sabah önümde tek araç vardı, o da bir süre sonra bir kahvaltı yerinin önünde durdu. Geri kalan yolu yalnız çıktım. Cam yarı açıktı; içeri giren hava soğuk ve reçineliydi. Köknar, sarıçam, kayın — orman burada tek tip değil, katman katman. Yükseldikçe sis de yoğunlaştı. Bir virajda far ışığı önümde dağılıp kayboldu, sonraki virajda yine açıldı.
Erken çıkmanın iki sebebi vardı. Birincisi giriş kuyruğu; hafta sonları ve tatil dönemlerinde göl girişinde araç sırası uzayabiliyor. İkincisi de aslında asıl sebep: gölün o sisli, durgun halini ancak ilk saatlerde görebiliyorsunuz.
Göl: Sisin Çekilmesini Beklemek
Göle vardığımda saat yediyi yeni geçiyordu. Park yeri neredeyse boştu. Araçtan indim, kapıyı kapatmadım önce — sessizliği bozmak istemedim.
Su tamamen durgundu. Karşı kıyıdaki ağaçlar suya o kadar net düşmüştü ki bir an hangisinin gerçek olduğunu seçemedim. Sis suyun üzerinde değil, suyun içinden çıkıyor gibiydi; ince bir tül halinde yükselip ağaçların alt dallarında takılı kalıyordu.
Birkaç dakika öylece durdum. Şunları not ettim:
İlkbahar, Abant'ı kalabalıksız görmek için iyi bir dönem. Kar erirken ortaya çıkan su sesi ve nemli toprak kokusu sabaha ayrı bir doku katıyor. Sis çekilmeye başladığında ben çoktan masaya doğru yürüyordum.
Masa: Serpme Bir Sofranın Kuruluşu
Abant'ta kahvaltı yerleri göl girişinde ve çevresinde toplanıyor. Çoğu serpme kahvaltı veriyor, çoğu sabah sekiz civarı servise başlıyor. Ben ilk açılan yerlerden birine girdim; cam duvarlı, göle bakan bir salon.
Masanın kuruluşunu izlemek başlı başına bir şey. Önce çay geldi — odun ateşinde demlenmiş, semaverden. Sonra sofra parça parça doldu. Saymadım ama gözlemledim: birkaç çeşit peynir, yöre tereyağı, bal, kaymak, zeytin, domates, salatalık, reçeller. Arada sıcaklar geldi; menemen, gözleme. Tereyağında pişmiş bir şeyin kokusu mutfaktan salona kadar geliyordu.
Burada bir şeyi olduğu gibi yazmam lazım: porsiyon büyüklüğü ve çeşitlilik gerçekten fazla. Sofra ilk kurulduğunda tabaklar arasında boşluk kalmıyor. Bu bazen güzel, bazen biraz fazla — ikisini de aynı sofrada hissettim.
Ne Dikkatimi Çekti
Üç şey not aldım, abartısız:
Sessizlik: Asıl Tat Bu
Kahvaltının en uzun süren kısmı yemek değildi aslında. Çay bittikten sonra bardağı bırakıp bir süre öylece oturdum. Salon dolmaya başlamıştı, ama hâlâ o sabah sessizliğinin bir kalıntısı vardı havada.
Şehirde kahvaltı bir geçiş anıdır; güne başlamadan önce hızlıca hallettiğiniz bir iş. Burada tersi. Kahvaltı günün kendisi. Yol da, sis de, masa da hep o tek ana hazırlık.
Yalnız gelmek bu hissi keskinleştiriyor. Konuşacak kimse olmayınca gözlem yapıyorsunuz; sisin nasıl çekildiğini, çayın nasıl soğuduğunu, salonun nasıl dolduğunu fark ediyorsunuz. Tek başına bir Bolu Dağı kahvaltısının neye benzediğini daha önce de yazmıştım; Abant bu deneyimin göl manzaralı bir versiyonu.
Geri Dönüş
Saat ona doğru çıktım. Park yeri artık doluydu, giriş yolunda araç sırası başlamıştı. Sabahın o ilk, boş, sisli halini görmek için erken çıkmaya değdiğini bir kez daha düşündüm.
Yoldan inerken sis tamamen kalkmıştı. Aynı yirmi iki kilometre, bu sefer farklı görünüyordu — orman aynıydı ama ışık değişmişti. Bir sabahı parçalarına ayırınca anlıyorsunuz: hiçbir parça tek başına kahvaltı değil. Kahvaltı, hepsinin üst üste binmesi.
Sabaha karşı yola çıkmanın neden önemli olduğunu merak ediyorsanız, Bolu Dağı'nda sabaha karşı çıkmak üzerine notuma da bakabilirsiniz.
> Bir sabahı anlatmak onu parçalamakla başlıyor; ama tadı, parçaların yeniden birleştiği yerde.
Etiketler
Sofra Notu
Bolu Dağı'nda sabah sofrası arıyorsan, İbrahim'in Yeri Bakacak mevkiinde 1989'dan beri açık. Klasiklerden.